Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İnsan bazen karşılaştığı durumlar karşısında akıl tutulması yaşar. Olanlara hiçbir anlam veremez. Sitem edince, olmaması gereken durumları eleştirince kafasında beyin olmasına rağmen onu kullanma zahmetine katlanamayan zavallılar bunu düşmanlık olarak algılar. Bunu şiddetle kinle bastırmaya çalışır. Oysa Allah’ın verdiği en büyük nimetlerden olan aklı kullanması halinde mantıkla gösterilen eleştirileri ya kabul eder. Düzeltmek için girişimde bulunur ya da yanlışlık yoksa yine mantık çerçevesinde izah eder. Tabi koyunlaşmış bir kitle peşlerinden sürüklendikleri şahsiyetler onlara doğruyu ya da yanlış göstermedikleri müddetçe doğruyu veya yanlışı olmaları gerektikleri yeri veya olmamaları gerektikleri yeri bilemezler. Bazen doğru yerde durmuş gözükseler bile bu genelde onların iradesiyle değil sadece oraya sürüklenmişlerdir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım kimseler kendilerine dindar, İslamcı, zulme karşı durduklarını zanneden kimselerdir. Ya da mazluma sahip çıkma İslam’a hizmet etme hedefinde olduklarını iddia eden ve kendi eylem ve söylemleriyle çelişen oluşumlardır. Yaklaşık bir yıl önce Türkiye’deki İslamcıların yaşadıkları çelişki ve iki yüzlülükle ilgili "Devrim Yapamadan Devrilen İslamcılar" adıyla bir yazı yazdığımda bazı kardeşlerden insaflı davranmadığım yönünde eleştiriler aldım Aradan geçen bu zaman ve Yemen'e gerçekleştirilen vahşi, barbar, İslam dışı saldırı haklılığımı bana pekiştirdi ve kirli maskeleri düşürdü. Orada demiştim ki "Türkiye islmacıları kendilerine biçilen rolün dışına çıkamamaktadırlar. Kendilerine izin verildiği kadarıyla ancak zulme karşı duruş sergileyebilmekte. Cumhurbaşkanının sahiplendiği mazlumlara karşı ancak görevlerini yerine getirebildiklerini söylemiştim." Oysaki bunlar zalimin değil dinine bakmaksızın karşı durulması gerektiği sadece mezhebinin kendileriyle aynı olması suskun kalmalarına ya da destek olmalarına yetmekte. Mazlumun dini dahi sorulmaması gerekirken bunlar mazlumun mezhebi üzerinden sahiplenmeye gittiler.
Daha önceden de söyledik Mısırda SÜNNİ olan İhwan-ı Müslim’ine karşı gösterilen hukuksuz uygulama ve vahşi katliamlara karşı insani ve İslami tepkiler gösterildi. SÜNNİ olan Hamas’a karşı yapılan vahşetlere haklı tepkiler gösterildi. Rabia ve Nahda meydanlarında binlerce mazlumun kalleşçe katliama maruz kalmasının sonucunda aylarca meydanlardan inmeyen nerdeyse ramazanda teravihten sonra başlayan etkinliklerle sabahlayacak kadar haykıran feryadu figan edenler eğer Allah rızası içinse tepkiniz mazlumların dini ve mezhebi sorgulanmadan yapılıyorsa neden aynı tepkileri Iraktaki mazlumlara karşı sergileyemediniz. Daiş’i Sünni devrimci niteleyip mazlum Irak halkına yapılan en ahlaksızca ve vahşi uygulamalara gıkınız çıkmadı. Biz dedik neyse orada ihtilaflı bir durum var. Adamlar duruşlarını netleştiremiyor. Bizce haksıca da olsa adamlar Şİİ damgası yememe adına bunu yapamıyorlar. Peki ya Yemen için olan suskunluğu hangi kılıfa hangi mantıkla sığdıracaklar. İnsafa ve vicdana bakarak söyleyin Mısır’daki katliamı yapan darbeciler ve finansörleri Suudi Amerika yemendeki katliamın da failleri değil mi? Filistin’de katliam yapan ümmetin en büyük düşmanı Siyonist İsrail’in bile yemeni bombaladığını itiraf etmesi bile sizin suskunluk zilletinizi gideremedi. En büyük düşmanımız Filistin’e saldırırken meydanları inletene koyunlar aynı İsrail aynı amaçlarla Yemeni cesurca bombaladığını itiraf ederken tepkinizin olmaması size zillet olarak yetmez mi?Hangi yüzle mazlumların hamisi olduğunuzu haykıracaksınız artık. ABD ve İsrail’e düşman olduğunuzu hangi yüzle dile getireceksiniz. Yoksa mezhebinizden olmayan mazlumların zulme uğraması zulmü yapanların kimliklerini önemsiz mi kılmakta? Hani mezhepçi olmayan vasat ümmet sloganınız? Hani Rızayı ilahi uğruna hiçbir şeyden korkmaksızın hakkı haykıracağınıza dair yeminleriniz? Hangi yüzle Ümmeti olduğunu iddia ettiğiniz mazlumların hamisi Allah’ın elçisinin yüzüne bakacaksınız? Yoksa O'na diyeceksiniz ama bu mazlumlar Sünnilerin düşmanı İran’a taraf olduklarım için bu zulme uğradılar ve biz de İrancı-Şii damgası yememe adına senin sünnetin emirlerini yerine getiremedik. Diyeceksiniz ki hayır insafsızca bir itham biz mezhep adına suskun kalmadık zulme. Peki, o zaman izah etsenize Darbeci Abdul Fettah Sisi ve Suudi Amerika sünni-vahhabi değil de Şii-İrancı olsaydılar Yemen’e bu kadar suskun kalabilir miydiniz? Haydi buna da kılıf buldunuz. Peki İsrail’in bu ittifakta alenen katliam yapması hiç mi gayretinize imanınıza vicdanınıza dokunmuyor? Siz de haklısınız. Sizi sorgulayabilecek bir kitleniz olmayınca koyunlaşmış ve nereye sürülürse oraya giden kitleniz olduğu müddetçe rahat rahat iki yüzlü bir tavır sergileyebilirsiniz. Âmâ Allah’ın adaleti bu ikiyüzlü tavrınızın ve bu koyunların vebalini kesinlikle cezasız bırakmayacaktır. Kimileri de ufak tefek bazı mesajlar ve basın açıklamalarla görevlerini yaptıklarını zannederek kendilerini avutabilirler. Ama bu mesele öyle basit açıklamalarla geçiştirilecek kadar basit değil. Vebali çok büyük ümmet meselesidir.
Türkiye İslamcıları bu mezhep taassubuna sahip oldukları müddetçe, politikalarını mezhebe endeksledikleri müddetçe mazlumların inanç-mezheb-etnik özelliklerine endeksledikleri müddetçe Türkiye'ye İslam'ın baharı gelmeyecektir. Bunun hayaliyle ömür tüketen koyunlar da çobanlarını sorgulayamadıkları müddetçe arzulanan vahdet ve İslam güneşi ve adalet gelmeyecektir. Ey koyunlar uyumaya devam. Âmâ bunun vebalinden kurtulamayacaksınız.
Bu saatten sonra mazlum Yemen'e suskunluk zilletini boynuna geçiren kitleler; acaba Mısır'da Allah göstermesin katliamlar yeniden başlarsa aynı failler tarafında hangi yüzle insanları meydanlara çağıracaksınız? Aynı İsrail Sünni Filistin'e saldırırsa, Allah korusun, hangi yüzle zulme karşı dik duruş sergileyebileceksiniz?
Ahmet Bayram